top of page

"Hakkari’de Bir Mevsim" Filmini Tekinsizlikle Birlikte Düşünmek

Yazarın fotoğrafı: Cemile Nur Boztaş
Cemile Nur Boztaş
13 Eki
2 dakikada okunur

Erden Kıral’ın Hakkâri’de Bir Mevsim filmi, yalnızca coğrafi bir uzaklığı değil, ruhsal bir yabancılığı da anlatır. Öğretmenin Hakkâri’ye gelişi, bilinmeyen bir coğrafyaya gitmekten çok, alışılmış anlam dünyasının dışında kalmayı da yansıtır. Film boyunca hissedilen en güçlü duygulardan biri Freud’un tekinsizlik (das Unheimliche) kavramını çağrıştırır. Tekinsiz olan bütünüyle yabancı değildir; aksine tanıdık olanın yabancılaşmasıdır. Öğretmen, mesleğine, öğrencilere sisteme yabancı değildir. Ancak coğrafyaya, bölge insanına ve kültürüne yabancılığından ötürü tekinsizliği hisseder ve izleyiciye de hissettirir.


Dağların arasına sıkışmış bu köyde seçenekler azdır; soruların da cevapların da sayısı sınırlıdır. Belirsizliğe, farklılığa ya da bireysel yoruma alan açılmaz. Bilinen doğru tektir ve onun dışına çıkmak yalnızca yanlış değil, aynı zamanda tehdit olarak algılanır. Farklı düşünmek, farklı giyinmek, farklı yaşamak toplumsal bütünlüğü bozacak bir tehlike gibi karşılanır. Çünkü kapalı sistemler, varlıklarını çoğu zaman benzerliği koruyarak sürdürürler. Bireyselleşme ise bu bütünlük için kaygı vericidir.


Filmin çarpıcı ayrıntılarından biri, köye sonradan gelen öğretmenin oda kapısının dışarıdan da açılabiliyor olmasıdır. Herkesin habersiz biçimde eve girmesi, öğretmenin ihtiyacını sorması veya yol yordam göstermesi ilk bakışta misafirperverlik ya da dayanışma gibi görünse de, ruhsal açıdan bireysel sınırlara müdaheleyi düşündürür. Ev kapısının yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir anlamı da vardır; içeridekiler ve dışarıdakiler arasındaki sınırı temsil eder. Mahremiyetin zayıf olduğu, ayrışmaya izin vermeyen bu yapı, bireyin kendine ait olan iç dünyayı kurmasını, sürdürmesini ve korumasını da zorlaştırır.


Filmde kış yalnızca bir mevsim değildir. Kar, soğuk ve ulaşılmazlık; ruhsal donmayı, içe çekilmeyi ve yaşamın askıya alınmasını simgeler. Dış dünyanın beyaz sessizliği, içeride de duyguların donukluğuna eşlik eder. Hareket alanı daraldıkça ruh da daralır. Kış, yalnızca doğayı değil, bir yerin ulaşılabilir olması gibi olasılıkları da örter.



Bu atmosfer içinde öğretmenin ayakta kalabilmesini sağlayan şey ise Freud’un yaşamın temel dayanakları olarak gördüğü iki unsuru hatırlatır: sevmek ve üretmek. Öğretmen, bulunduğu yere bütünüyle ait olamaz; ancak çocuklarla kurduğu ilişki sayesinde anlam üretmeye başlar. Öğretmenlik yalnızca bilgi aktarmak değildir; çocukların merakını canlı tutmak, onlarla duygusal bir bağ kurmaktır. Böylece öğretmen için bu sevgi ve üretim hali, yabancılığın yarattığı boşluğu onaran ruhsal bir işleve dönüşür.


Filmin sonunda insanın aklında şu soru kalır: Bu dağ köyünde kısıtlanan özgürlük yalnızca fiziksel olarak istediği yere gidememek midir? Yoksa bunlardan daha büyük mesele farklı düşünebilmek, kendine ait bir sınır çizebilmek ve birey olabilmek midir? Hakkâri’de Bir Mevsim, bu soruyu yüksek sesle sormaz; fakat sessizliğiyle hissettirir. Kapalı bir toplumsal düzenin içinde bireyselliğin nasıl bastırıldığını, buna rağmen baş kahramanın sevme ve üretme kapasitesi sayesinde ruhsal varlığını nasıl koruyabildiğini gösterir.


Belki de filmin en güçlü yanı, tekinsizliği yalnızca mekânda değil, izleyenin ruhunda da hissettirmesidir. Dağların ortasında karlar altında kalan bu köy, uzak bir coğrafyadan çok, bireyselleşmenin sürekli ertelendiği bir ruhsallığın sıkışmışlığını anlatır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page